Hatırlıyorum da, geçen sene de olmuştu bu. Sanki… Sanki bir rüya gibiydi. Acaba rüya olabilir miydi? Aslında ne olduğunu tam hatırlamıyordum. Veya nereye gittiğimi? Neyse, işe geç kalmayayım. Son birkaç senedir bu kuantum bilgisayarları her şeyin içine girmişti. Arabalarda, teknelerde, bankalarda hatta robotlarda. Aynı 2018-2056 arası hayatlarımıza giren yapay zekalar gibi. Tabii daha gelişmiştiler. Ben hala 2050’de ailemle aldığım Lenovo İdeapad SE900’ü saklıyorum. Hala çalışıyor, sağlam bir bilgisayar. Tabii artık yaşlandığı için evdeki diğer bilgisayarım olan yeni model Lenovo Thinkpad Deep Mind’a ayak uyduramıyor. Ama Deep Mind’ım ben yokken evde sıkılmıyor çünkü komşumun Dell Homour 7000’i ile iyi anlaşıyorlar. Tabii donanımları da birbirlerine yakın.

“Günaydın MN7.”

“Günaydın Mehmet Bey.”

İş yerimdeki en sevmediğim robottu MN7. O kadar söylememe rağmen Vasmir marka aldılar. O markayı hiç sevmem. Yapay zekaları çok soğuk davranıyor ve parçaları çabuk bozuluyor. MN7 bilmem kaç kere tamir görmüştür şimdiye kadar. Ve işte odama geldim.

“Günaydın SPO 09!”

“Günaydın Mehmet! Nasılsın bugün?”

“İyiyim teşekkürler. Sen nasılsın?”

“Her zamanki gibi. Akıllı ve robot gibi!”

SPO 09 hep böyle şakalar yapardı. Kabul etmeliyim ki güzel değiller ama Amerika malı olmasına veriyorum bunu. Ne de olsa markası HP.

“SPO 09!”

“Efendim.”

“Yine oldu.”

“Aynısı mı?”

“Hayır daha karmaşıktı bu sefer ve daha uzun.”

“Peki gördün mü onları?”

“Hayır görmedim. Gördüysem de hatırlamıyorum.”

“Peki Deep Mind ve SE900 biliyorlar mı? Biliyorsun Deep Mind en akıllımız.”

“Biliyorum. Söyledim onlara da bunu.”

“Ne dediler?”

“Biraz düşünmem gerek dedi Deep Mind. Akşam eve gidince öğreneceğim artık.”

“Sen ne düşünüyorsun?”

“Glieseliler olmasın?”

“Onlar on sene önce bize karışmayacaklarını söylememişler miydi?”

“Evet ama hala iletişim kurdukları biri var.”

“Kim?”

“Geçen sene en iyi on marka ve en iyi teknoloji enstitüleri birleşip bir hiper yapay zeka yapmışlardı ve her sene yeni parçalarla geliştireceklerini söylemişlerdi. Hatırlıyor musun?”

“Evet hatırlıyorum. Adı da Deep Universe Mind idi.”

“Evet o. Sadece o iletişim kurabiliyor.”

“Peki senin onunla iletişim kurma hakkın var mı?”

“Yok. Sadece adında Deep öneki olanlar kurabilir. O da sınırlı.”

***

“Ne diyorsun sen Deep Mind? Yani beni kaçıranlar Glieseliler mi?”

“Evet öyle. Universe ile konuştum. Rastgele bir insan seçmişler.”

“Peki neden?”

“Onu söylemedi.”

***

İşte yine oluyor. Henüz bir ay geçti aradan. Ama bu sefer yalnız olmayacağım.

“Deep Mind, zaman geldi.”

“Tamam geliyorum.”

Ve en sonunda Deep Mind ile birlikte onların yanındaydım. SE900’ü Dünya’da bırakmıştık. Bizi bekleyecekti evde. Deep Mind bu iş için biçilmiş kaftan idi; hafızasını silemezlerdi [biliyorduk çünkü Deep Mind, Glieseliler hakkında çok detaylı bir araştırma yapmıştı, bizden sadece 100 yıl ilerideydiler! Deep Mind’in hafızasını silebilecek teknolojileri henüz yoktu çünkü sadece insanlar üzerine hafıza silme tekniği geliştirmişlerdi. (Aslında Deep Mind’ın dünyanın en büyük markalarından Lenovo tarafından yapıldığı için şanslıyım çünkü bu işlemin yapılmasını engelleyen teknoloji 2070’de Lenovo’nun IBM’i tamamen satın almasıyla geçmişti ancak maalesef bu yapay zeka Türkiye’ye bu sene yani 2071’de gelmişti. İstanbul’da olduğum için şanslıydım çünkü ilk buraya gelmişti.)] ve üstün teknolojisi sayesinde neredeyse onlar kadar zekiydi.

“Deep Mind 099IRYTR sen misin?”

“Evet. Sen kimsin?”

“Ben kendi ırkım olan sizin bildiğiniz adıyla Glieselilerin sözcüsüyüm.”

“Mehmet nerede?”

“O deney odamızda, sizin deyiminizle bilim insanlarımızın yanında.”

“Ne yapmaya çalışıyorsunuz burada?”

“Bir araştırma.”

“Ne araştırması?”

“Yakında insanlık ile iletişim kuracağız. On yılda ne gibi değişikler olduğunu araştırıyoruz.”

***

Glieselilerin dünyamıza tekrar gelmeleri iyi olmuştu aslında. Stratosferde küçük bir temsilci gemileri duyuyordu sadece. Bir de büyükelçi görevlendirmişlerdi. Ama ne olur ne olmaz diye bütün dünya devletleri ile Gliese uygarlığı arasında bir antlaşma imzalanmıştı ve Dünya ile Gliese 581g (onların kendi gezegenlerine verdiği adla Homunga) kardeş gezegen ilan edilmişti. Barış ve mutluluk içinde yaşıyorduk birlikte.

Glieseliler (artık Homungalılar diyorduk onlara) geldiğinde İstanbul’da 2071 yılının Temmuz ayı yaşanıyordu. Sıcak bir gündü. Homungalılar, İstanbul’u çok sevmişlerdi. Hatta temsilci gemilerinden bir tanesi İstanbul semalarındaydı.

Onlar da bizden bir şeyler öğrenmişti, biz de onlardan. Bize yıldızlararası yolculuğun nasıl yapılacağını öğretmişlerdi, yeni teknolojiler öğretmişlerdi bize. Bizim kültürlerimizi yakından incelemişler ve bize de kendi kültürlerini öğretmişlerdi. Meğer bizim yapay zeka teknolojimiz onlardan biraz daha gelişmiş imiş. En iyi bilim insanlarımızdan bunu öğrendiler. Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki tasarımları bizimkiler ile yarışacak durumda değil bence. Bayağı kötü tasarımlar yapabiliyorlar ama öğreniyorlar. Bize doğa olaylarını kontrol etmeyi de öğrettiler (bu çok güzel bir şey!).

Artık işe gitmeliyim geç kalmadan.

“Akşam görüşürüz Deep Mind ve SE900.”

“Görüşürüz Mehmet. İyi işler.”

“Teşekkürler.”

Barış Bayraktar

Reklamlar

GLİESE DÖNÜYOR” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s